Annesi çalışıyormuş, yazık…

Çocuk yetiştirmede etkinliği kanıtlanmış tek ve herkes için geçerli doğru bir yol olmadığını hem araştırmalar, hem de etrafımızdaki örnekler doğruluyor. Genel kabul gören araştırmaların kesin olarak söylediği tek bir şey var: Anne ve baba mutsuzsa, çocuğun da mutsuz bir yetişkin olma eğilimi yüksektir. Çalışsın ya da çalışmasın, bulunduğu konumdan memnun, mutlu annelerin çocukları da hem mutlu, hem de kendine güveni yüksek bireyler olma şansına sahip.

Peki bir annenin mutluluğu, nelere bağlıdır? İş hayatına devam eden anneler suçluluk duygusuna ve dolayısıyla mutsuzluğa mahkum mu yaşamalıdır? Kim söylemiş? Bir kadın hem anneliğin tadını çıkarıp, hem de iş hayatında başarılı bir kadın olamaz mı? Olabilir, olan örnekler de var. Ama az, hem de çok az.

Anneler olarak kendi içimizde bölündük, kimsenin açık açık konuşmadığı, imalarla yürüyen bir savaş çıktı. Çalışma hayatına devam etmek “zorunda” olan anneler, çocukları uğruna kariyerlerinden vazgeçen “fedakar” anneler.

Özellikle Türkiye’de anne olduktan sonra çalışmaya devam etmek isteyen anneler üzerindeki baskı gittikçe artıyor.

Aslında pek çok kadının aile ve iş yoğunluğunu dengelemeyi beceremediğinden değil, toplumdaki “anne” konseptinin dışına çıktığını düşündüğünden ve bu baskıdan dolayı iş hayatına veda ettiklerini söylemek zorundayım.

Sevgili anneler; doğum izninden dönerken ve ya her sabah evden çıkarken yaşadığınız acıyı ve hissettiğiniz suçluluk duygusunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Ancak iş hayatında var olmak sizi mutlu ediyorsa, çalışarak bir değer yarattığınızı düşünüyorsanız iş sahibi bir anne olmanın hem size hem de çocuklarımıza olan faydasını görmemize engel olmamalı bu suçluluk duygusu.

Hatta ve hatta, Mayıs ayında Harvard Üniversitesi’nin yayınladığı bir araştırmayagöre annesi çalışan çocuklar bu durumdan ciddi anlamda faydalanıyor. İşe devam eden annelerin kız çocukları kariyerlerinde başarılı oluyor. Daha yüksek maaş alıyorlar ve yönetsel rollere hızlıca gelebiliyorlar. Benzer durum erkek çocuklar için de geçerli, ancak kız çocuklardan farklı olarak annesi çalışan erkek çocukların yetişkin bir birey olduklarında ev işlerine yardımcı, ailesiyle daha fazla vakit geçirmeyi önemseyen kişiler oldukları gözlemlenmiş. Ayrıca iş hayatında cinsiyet eşitliği çabalarında, çalışan annelerin çocuklarının iş hayatına katılması kadar pozitif etki yaratan başka bir faktör yokmuş.

Özetle, anne olmayı seçmiş bir kadın iş hayatına devam ederek de mutlu, özgüveni yüksek bireyler yetiştirebilir. Ancak bunu başarabilmesi, öncelikle kendi mutluluğuna bağlıdır.

 

Tercihlerimiz, üstesinden gelebildiklerimiz…

Biz mutlu olmak için ne yapmamız gerektiğini, hangi işte çalışmamız gerektiğini, çocuğu okuldan kaçta kimin alması gerektiğini biliyor, planlayabiliyoruz. Şimdilik etki edemediğimiz tek şey, üzerimizdeki bu baskı ve “çalışan anne” algısı. Bu meseleyi çözersek, yetiştirdiğimiz nesillerin de mutlu ve başarılı bireyler olmasını el birliği ile sağlamış olacağız.

 

 

İlk adım olarak, annesi çalışan bir çocuk gördüğünüzde üzülmek yerine onun ve annesi adına sevinin mesela. Annesinin onu daha az sevdiği ihtimalini aklınıza getirmek yerine, onun için harika bir anne olmak adına nasıl çabaladığını düşünün, onu ne kadar çok sevdiğini. Mesela, Selim’in annesi olarak, onu gördüğünüzde bunu düşündüğünüzü bilirsem, dünyalar benim olur. Mutluluğum katlanır. Bir anneyi, dolayısıyla bir çocuğu mutlu etmek yeterince değerli değil mi?

Bunu hem davranışlarınıza, hem sözlerinize hem de en önemlisi gözlerinize yansıtın. Unutmayın ki büyük değişimler, minik dokunuşlarla tetiklenir. Değişmeye kendinizden başlayın.

 

Bu konuda yazacak çok yazı, söylenecek çok söz var. Bu ilki olsun.

Sizin konuyla ilgili düşünceleriniz nasıl? Yorumlarınızı merak ediyorum.

Sevgiler,

Meryem.

No Comments, Be The First!

Your email address will not be published.